Dolar 47,2146
Euro 53,8946
Altın 6.271,04
BİST 13.974,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sivas 29 °C
Açık

MENÜYÜ TELEFONDA AÇAN MİLLET, KADERİNİ HALA AÇAMADI

22.07.2026
2
A+
A-

MENÜYÜ TELEFONDA AÇAN MİLLET, KADERİNİ HALA AÇAMADI

Bir lokantaya girerdin.
Henüz ceketini sandalyeye bırakmamıştın. Henüz “hoş geldin” demeye fırsat bulamıştın.
Garson zaten yanındaydı. Nefesini ensende hissederdin.
“Ne vereyim abi?”
“Ne alırsınız abi?”
“Bugün ciğer çok iyi abi, ondan söyleyin.”
“Çorba içmeden olmaz, ben size bir mercimek getireyim.”

Soruydu bu ama soru değildi. Karardı bu ama senin kararın değildi.
Türk insanı lokantada bile kendi menüsünü seçemezdi.
Garson senin damak tadını, bütçeni, canının ne çektiğini senden iyi biliyordu.
Bazen ısrar ederdi. Bazen “o gitmiş” derdi. Bazen “abi onu boşver” deyip elinle işaret ettiğin yemeği masadan silerdi.
Sen müşterisin. Parayı sen vereceksin. Ama masanın hakimi sen değildin. Hakimiyet garsondaydı.

Bu küçük bir şey gibi görünürdü. Ama değildi.
Çünkü bir milletin lokantadaki haline bak, devlet katındaki haline dair ipucu bulursun.
Lokantada kararını veremeyen insan, çarşıda pazarlık edemez.
Lokantada “yok abi” denilince susan insan, mecliste de susar.
Garsonun “en iyisi bu” dediğine “tamam” diyen müşteri, hayatın diğer alanlarında da birilerinin “en doğrusu bu” demesini beklerdi.

Sonra bir gün her şey değişti.
Cebimize küçük ekranlar girdi. Dijital menüler geldi. QR kodlar masaya kondu.
Artık garson gelmeden önce sen menüyü açıyordun.
Fiyatına bakıyordun. İçindekini okuyordun. Canın ne istiyorsa onu işaretliyordun.
“Ne vereyim abi?” sorusu sustu.
Yerine “siparişinizi aldım abi” cümlesi geldi.
Türk tüketicisi ilk defa bir masada özgürleşti.
İlk defa “ben ne istiyorum” diye sorabildi.
İlk defa birisi arkasında durup “şunu ye” demeden karar verebildi.

Bu küçük devrimdi. Ama önemliydi.
Çünkü özgürlük büyük nutuklarla başlamaz. Bir menüyü kendi elinle kaydırarak başlar.

Ama işin garip tarafı burada başlıyor.
Lokantada özgürleşen Türk insanı, lokantanın kapısından çıkar çıkmaz aynı özgürlüğü bulamadı.

Telefonunda menüyü özgürce gezen parmaklar, sosyal medyada aynı özgürlükle kaydırınca “uygunsuz içerik” uyarısı yedi.
Kafede “şunu mu içsem bunu mu içsem” diye seçen akıl, devlet dairesinde “şunu mu söylesem bunu mu söylesem” diye düşünüp sustu.
Dijital çağ bize menüde seçenek verdi ama hayatta seçenekleri daralttı.
Dijital çağ bize “sepetine ekle” tuşu verdi ama “fikrini ekle” tuşunu elimizden aldı.
Özgürlük dediğimiz şey, bir anda denetime, kontrole, kayda, kısıtlamaya döndü.
Bir tweet, bir paylaşım, bir yorum… Ertesi gün kapı çalındı.
Lokantada özgürleşmiştik. Ama meydanda değil, mecliste değil, mahkemede değil.

Şimdi düşünüyorum.
Garsonun “ne vereyim abi” baskısı bitti.
Yerine algoritmanın “sana bunu öneririm” baskısı geldi.
Garsonun “o bitmiş” demesi bitti.
Yerine platformun “bu içerik kaldırıldı” demesi geldi.
Masanın hakimi değişti. Ama hakimiyet bitmedi.

Nurettin Topçu’nun dediği gibi mesele dışarısı değil içerisi.
Mesele menüyü eline alıp alamaman değil. Mesele menüye bakarken “acaba bunu seçersem başıma bir şey gelir mi” diye düşünüp düşünmemen.

Lokantada özgürleştik çünkü orada kaybedecek bir şeyimiz yoktu. Bir porsiyon fazla para.
Ama toplumda özgürleşemedik çünkü orada kaybedecek işimiz, aşımız, huzurumuz vardı.

Bir millet lokantada menüyü kendi seçmeye başladığında bu umut verir.
Ama aynı millet kaderinin menüsünü hala başkasına seçtiriyorsa, bu hüzün verir.

Bugün telefonumuzu açıp rahatça yemek seçebiliyoruz. Şükür.
Keşke bir gün aynı rahatlıkla fikrimizi seçebilsek.
Aynı cesaretle geleceğimizi seçebilsek.
Aynı özgürlükle “ben bunu istiyorum” diyebilsek.

Çünkü gerçek özgürlük, QR kodu okutup sipariş vermek değildir.
Gerçek özgürlük, hayatının kodunu kendi elinle yazabilmektir.

Lokantada başardık.
Sıra devlet katında.
Sıra toplumda.
Sıra insanın kendi derûnunda.

YAZARIN SON YAZILARI
29 Haziran 2026
14 Haziran 2021
16 Ağustos 2021
26 Temmuz 2022