Dolar 46,9929
Euro 53,6680
Altın 6.225,55
BİST 14.321,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sivas 28 °C
Az Bulutlu

CİHAN KAFESİNE SIĞMAYAN ARSLAN

12.07.2026
2
A+
A-

CİHAN KAFESİNE SIĞMAYAN ARSLAN

 

Sabri Ülgener İçin Bir Veda Hikâyesi |
Vefatının Yıl Dönümünde

Üniversitenin koridorları dardı. Taş duvarlar, sıralar, defterler… Hepsi aynı düzende, aynı sessizlikte dururdu.

Ta ki o gelene kadar.

Sabri Ülgener girdiğinde koridorlar dar gelirdi. Çünkü o, “cihan kafesine sığmayan bir arslan” gibi yürürdü. Adımı ağırdı ama sesi içerde fırtına koparırdı. Ruh kasırgaları taşırdı ceketinin cebinde. Bir derse girerdi, talebeler not almayı unutur, sadece dinlerdi. Çünkü o bilgi vermezdi. Zihniyeti kazırdı. Ahlakı, çalışmayı, itibarı, korkuyu ve umudu masanın üstüne dökerdi.

Ona soru sorulmazdı kolay. Çünkü sorunun cevabı değil, sorunun kendisi sarsardı insanı.
“Toplum neden uyur?” diye sorardı. Ve 50 dakika boyunca uyumayı yasaklardı.

Marangoz gibiydi. Zekâya iskelet taktı. Dağınık fikirleri ölçtü, biçti, yerine oturttu. “Çabuk anlama” hevesini kırdı, yerine “doğru anlama sabrını” koydu. Onun dersinden çıkan talebe, ayakta duran bir bina gibi olurdu. Çünkü temeli sağlamdı artık.

Ama Ülgener, kürsüden inince sessizleşirdi. Kitaplarının arasında, defterlerinin kenarında yalnız bir adam. Cihan ona küçük gelirdi. O yüzden hep dışarı bakardı pencereden. Sanki bir yerler çağırdı onu.

Ve o çağrı geldi.

1 Temmuz gecesi…

İstanbul sıcaktı. Koridorlar boştu. Arslan, son kez koridordan geçti. Kimse görmedi. Kimse alkışlamadı. Çünkü o alkış için yürümemişti hiç.

O gece, bir daha dönmemek üzere nazende sahralara gitti.

Nazende… Yani nazlı, yani zarif, yani bu dünyanın gürültüsüne benzemeyen bir yer. Cihan kafesini kırıp geçtiği yer orasıydı. Artık ne duvar vardı, ne sıra, ne ders saati. Sadece sorular vardı. Ve o, sorularla başaydı.

Ama Gidiş, Yok Oluş Değildi

Çünkü Sabri Ülgener bedeniyle gitti, fakat kelimeleriyle kaldı.

Kitapları rafta toz tutmadı. Tutmaz da. Çünkü o kitaplar, kapalı bir devrin anahtarlarıydı. _İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Meseleleri_, _Zihniyet ve Din_, _İlmî Gelenek ve Zihniyet_… Bunlar roman değildi. Bunlar aynaydı. Ve ayna, bakan oldukça var olur.

Bir kitap, yazarı ölünce ölür mü? Hayır. Eğer o kitap bir soru taşıyorsa, o soruyu soran biri oldukça kitap yaşar. Sabri Hoca’nın kitapları soru taşıyordu. “Biz neden olduk?” “Neden olamadık?” “Zihniyet neyi belirler?” Bu sorular modası geçmez. Çünkü her nesil kendini bu sorularda bulur.

Bu yüzden kitapları okunuyor.

Fakülte kantininde, gece yarısı lambasının altında, bir yurt odasında, bir kütüphane masasında… Tanımadığı talebeler, onun cümlelerinin altını çizer. “İşte bu!” der. Çünkü 40 yıl önce yazılmış bir satır, bugünün halini anlatır. Zamanın dışına çıkmış bir zihindi onunki.

Ve okuyan hep olacak.

Çünkü toplum değişse de, insanın kendiyle yüzleşme derdi değişmez. Konfor istese de, biri gelip “burada nefes yok” demedikçe uyanmaz. Sabri Ülgener, o sesi bıraktı aramıza. Kitaplarının arasında yaşıyor o ses.

Talebesi bitti mi? Bitmez. Çünkü ders kürsüyle sınırlı değildi. Her satır, yeni bir kürsü. Her paragraf, yeni bir hoca. Bir gün biri, tesadüfen eline alır o kitabı. Bir satırda takılır kalır. Ve o andan itibaren Ülgener’in talebesi olur. Haber vermeden, icazet almadan.

Arslan bedenen kafesten çıktı. Ama pençesinin izi, bütün kütüphanelerde kaldı.

Biz Burada Kaldık
Bugün yıl dönümü.

Biz burada kaldık. Defterlerimizde onun çizdiği iskeletler duruyor. Bir soru sorduğumuzda içimizde esen o kasırgayı hala duyuyoruz.

Üniversite koridorları yine dar. Ama bu kez, onun yokluğundan dar.

Sabri Hoca… Sen bize çabuk cevap vermeyi değil, doğru soruyu taşımayı öğrettin. Bina kurmayı öğrettin. Nefes almadan durmayı değil, sabırla düşünmeyi öğrettin.

Şimdi sen nazende sahralardasın. Cihan kafesi ardında kaldı.

Biz ise hala senin bıraktığın kasırganın içinde yürüyoruz.

Kitapların açık. Sayfaların rüzgârı var. Ve o rüzgâr, yeni okuyanların alnına değdikçe, sen hiç ölmedin Hoca.

Mekânın sorular kadar geniş, ruhun kadar hür olsun. İsmin kitapların oldukça diri kalacak.

YAZARIN SON YAZILARI