Prof. Dr. Mehmet Fuat Sezgin’in Sene-i devriye’sinde
Prof. Dr. Mehmet Fuat Sezgin’in Sene-i devriye’sinde
Okuyan, yazan, düşünen bir millet olmalıyız”
Prof. Dr. Fuat Sezgin
Değerli Dostlar!
Bildiğiniz üzere; İslam âleminin yüz akı, aziz milletimizin medarı iftiharı merhum Fuat Sezgin hocamızı, 30 Haziran 2018 tarihinde sonsuzluğa uğurladık.
Ahirete irtihalinin, altıncı seneyi devriyesinde, bu vesile ile, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Prof. Dr. Fuat Sezgin yılı olarak ilan edilen 2019 yılında “Bilim Tarihi Dostu Prof. Dr. Fuat Sezgin” ismiyle hazırlayıp, 03.01.2019 tarihinde yayınlanan “Bilimler Tarihi Dostu Prof. Dr. Fuat Sezgin “adlı kitap çalışmamızı gerçekleştirmiştik.
Mekânı Cennet, makamı ali olsun.
Aziz milletimiz onu örnek alacak, Biricik Şahsiyetler yetişecektir.
Merhum büyüğümüzün vasiyeti; “okuyan, yazan , düşünen bir millet olma” idealini, gerçekleştirecekleri öncü ve önderleri olacaklardır.
Eşine az rastlanan azim ve beşerî gücün sınırlarını zorlayan çalışkanlıkla geçirdiği ömrünü ilme adamış, geriye çok kıymetli eserlerini ve düşüncelerini bırakmıştır.
Fuat Sezgin İslam bilim ve düşünce tarihi üzerine çalışan ilim erbabı tarafından ilgiyle takip edilip eserlerinden faydalanılan, alanında önemli bir yere sahip müstesna bir değerdi.
Merhum Sayın Sezgin bir gün; Bir turiste:
“- Müzeyi nasıl bulduğunu sordum İngilizce konuştum,
– “Bir Alman hanım” gözlerime inanamadım- diyerek; Biz Müslümanların bu kadar ileri olduklarını bilmiyorduk “ dedi.
-Hayatın sırrı inançtadır. İnancınız varsa çok şeyler başarırsınız.
Ben bunu yapacağım diyeceksiniz. Benim bütün hayatım bundan ibaret.
Eğer arkanızda inancınız varsa o sizi yapıcı olmaya itiyorsa, çok şeyler başarırsınız.
Benim hayatımın sırrı budur.
-Din ve Ahlak, geriliğin sebebi olamaz.
-Züht gibi yaşamak, (Dünya nimetlerinden feragat edebilmeyi kendisine şiar edinmiştir.)
-“İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” (Bunu da Tekamül Kanunu olarak tanımlıyordu.)
-Aşağılık duygusundan kurtulmak gerektiğini, 800 yıl insanlığa bir medeniyet armağan eden insanları tanımak lazım” diyordu.
Türkiye’nin yaratıcılık konumunu yeniden yakalaması gerektiğini söylüyordu.
-Maddeye ulaşmak için ahlaktan ödün verilmemesi gerektiğine işaret ediyordu.
-Sabrun Cemil,
Ve Allah Korkusudur.
-Masa başında oturmak ve okumak.
– Alman Şarkiyatcı Hellmut Ritter’ in öğrencisi olan Fuat Sezgin’e ,Bilimlerin temelinin İslam Bilimlerine dayandığını söylemesiyle bu alana yöneldi.
– Kitap Kurdu Eski el yazmalarını inceledi, 60 ülke kütüphanelerinde, 27 dil bilen.
– 1947 de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi.
– 1954 yılın da İslam Bilim Tarihi ile ilgilenmeye başladı.
– “Buhari’ nin Kaynakları” adlı doktora tezini tamamlayarak Doçent oldu.
– Bu teziyle Buhari’ nin (810-870), hadis kaynağı olarak bilinenin aksine sözlü kaynaklara değil” yazılı kaynaklara dayandığı” tezini ortaya attı.
– Fuat Sezgin, 1961 yılında,36 yaşında iken vatanından ayrılmak zorunda kaldı.
– 1960 yılında, bir hükümet darbesi oldu. Askerler Devletin idaresini ele geçirdiler. Milli Birlik Komitesi kurdular.
– Gazeteler 147 profesörün atıldığını yazıyordu. Benim adım da vardı.
– Memleketimi çok seviyordum.
– Ülkeden gitmemin, artık benim iradem dışında olduğunu anladım.
– İki Amerikalı, bir Alman üç dostuma mektup yazdım.
– Bana yer bulun geleceğim dedim.
– 30 gün içinde üçünden de cevap geldi. Ancak ben Frankfurt’u tercih ettim. Frankfurt’ a gittim.
– 1961 yılında Almanya ‘ya giderken iki bavul dolusu fiş ve belge alabildi.
– 1966 yılında profesör oldu,aynı yıl kendi gibi şarkiyatcı Ursula Sezgin ile evlendi, kızları Hilal 1970’ te dünya’ ya geldi.
– 1978 yılında kral Faysal mükafatını kazandı.
– 1982 yılında Goethe Üniversitesine bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsünü kurdu. Direktörlüğünü yürüttü. (Amacı; Fuat Sezgin ekolünü devam ettirip geliştirecek, dünya çapında bilim tarihçilerinin yetişmesidir.)
– 1983 ‘ te de Frankfurt’ ta Müzesini kurdu.
– 24 Mayıs 2008 tarihinde İstanbul’da; İslam Tarihi Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi,
– 2010 da İstanbul da, Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmalar Vakfı kuruldu.
– İstanbul Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde kurulan; Bilim Tarihi Bölümü ile Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Enstitüsü 2013 yılında faaliyetine başladı.
– Tarihten geleceğe bilim köprüsü olmuştur.
-2015 yılında İstanbul’ da Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı Yayınevi’nin kuruluşunu sağlamıştır.
-İstanbul Gülhane ‘ de Prof.Dr. Fuat Sezgin ve Ursula Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi. Kendi şahsi kütüphanesini İstanbul’ a taşımaya karar verir.
Frankfurt da;
40 bin kitap Enstitünün mü? Fuat Sezgin’ in mi? Beyaz etiketli kendi parası ile satın aldığı kendinin. Sarı enstitünün. ( 15-20 bin)
Sezgine açılan dava zimmetine geçirme.
Kültürel Eser Kanunu kapsamına girmediği ifade edilir.
Mayıs 2017 de (14 Bin kitap) Frankfurt havaalanında, alıkonuldu.
Birçok ödül, üyelikler, Madalyalar, şeref belgeleri almıştır.
-Milletim bana sahip çıktı. derdi.
– İstanbul, bu kalıcı eserlerle, Dünyanın bir numaralı bilim tarihi merkezi oldu.
– Sezgin ömrünü bilime vakfetmiş, batı dünyasının İslam Medeniyetini tanımasına öncülük etmiş.
– Müzeyi ve kütüphaneyi, enstitüyü milletimize kazandırmış, bilim tarihin de silinmez iz bırakmış, çağımızın İslam bilim tarihçisi, dünyaca tanınmış Prof. Dr. Fuat Sezgin 94 yaşında,30.Haziran 2018 tarihin de hakkın rahmetine kavuşmuştur.
– Vasiyeti; Gelecek nesillerin, – İstanbul Tekamül Kanunu/ diye bir eser neşretmeleridir.
– Tüm dünyaya; bilimsel ilerleme sürecini bir milletin değil, bütün bir insanlığın malı olduğunu eserleriyle göstermiştir.
– O, “Alimin ölümü alemin ölümü gibidir.” Hadisi şerifini, ölümüyle bizlere hatırlatmış bir Deha idi.
– Fuat Sezgin”” Alimler yeryüzünün Kandilleridir.” Hadisi şerifine mazhar olan alimlerimizden birisidir.
– Fuat Sezgin’in, son anda kıymeti anlaşılan bir değer olduğu,2019’da, Fuat Sezgin’le ilgili olarak Türkiye’nin ve dünyanın pek çok yerinde değişik etkinlikler yapıldığı, “Etkinliklerin amacı; Fuat Sezgin’i tanımak ve tanıtmak; bir amacı da İslam-Bilim tarihini yeni nesle aktarmak ve Müslümanların bilime katkılarını ortaya koymaktır”
-Sezgin’in liseyi bitirdikten sonra İstanbul ‘ da 19 yaşında, gittiği seminerde ; Şarkiyatcı Hellmut Ritter, İslam coğrafyasından, İslam kültür ve medeniyetinin yetiştirdiği bilim adamlarından, onların eserlerinden bahsetmiş ve Müslüman bilim adamlarının Avrupa’nın en büyük bilim adamları seviyesinde olduğunu anlatmıştır.
-Fuat Sezgin Mühendis olmaktan vazgeçmiş ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girerek, 1943-1947, mezun oldu. Önce İstanbul Müftülüğünde 1948 yılında, İstanbul müftülüğünde geçici Vaiz, sonra İstanbul üniversitesi kütüphane memuru. 26 Kasım 1950’de Prof. Hellmut Ritter (ö. 1971) danışmanlığında hazırladığı “Mecâzu’l-Kur’ân” adlı teziyle doktor unvanı aldı.
1950-1953 Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tefsir dalında asistan olarak çalıştı.1 Mart 1953 yılında ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Umumi Türk Tarihi Kürsüsüne Asistan olarak atandı.
20Temmuz 1955’te “Buhârî’nin Kaynakları Üzerinde Araştırmalar” başlıklı teziyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İslam Araştırmaları Enstitüsü doçenti unvanını kazandı.
27 Mayıs 1960 askerî darbesinin ardından 28 Ekim 1960’ta yayınlanan 114 sayılı Kanun ile görevlerinden alınan 147 öğretim üyesi arasında yer alan Fuat Sezgin, Frankfurt Üniversitesi’nde çalışmalarına devam etti. Câbir b. Hayyân konusunda 1965’te hazırladığı ikinci doçentlik tezini Frankfurt Üniversitesi Institut für Geschichte der Naturwissenschaften’a sunan ve bir yıl sonra profesör unvanını kazandı.
– 60 Ülkenin Kütüphanesinde 400 Bin Cilt Yazma Eser İnceledi –
– İlimler Tarihi ve İslam Bilimler Tarihi konularında çok önemli çalışmalar yapmıştır.
İslam Bilimler Tarihi eserini hazırlarken 60 ülkenin kütüphanesine giden Sezgin, 400 bin cilt yazma eser incelemiş, makaleleri, eserin yazılı olduğu dille okumuştur ve 27 dil öğrenmiştir.
Fuat Sezgin, tamamı 17 cilt olan “Arap-İslam Bilimler Tarihi kitabı” ile dünya bilim tarihinin paradigmasını değiştirmiş, bilim tarihi konusunda dünyada bir otorite haline gelmiştir”
-Fuat Sezgin’ in Tarihe Geçmiş Sözleri:
– Okuyan, yazan , düşünen. Bir millet olmalıyız.
Memleketimi çok seviyordum, çok şeyler yapmak istiyordum.
-Eğer arkanızda inancınız varsa o sizi yapıcı olmaya itiyorsa çok şeyler başarırsınız. Benim hayatımın sırrı budur.
-Bugünkü dünya haritasını tanıtan kültür dünyası; İslam kültür dünyasıdır.
-İnsanlar zamanlarının çok kısa olduğunu unutuyorlar. Allah’ın kendilerine bir lütuf olarak verdiği bu zamanı, faydalı olarak doldurma vecibesinin şuurunda değiller.
-Din gerilemenin nedeni değildir.
Bilimle ters düşmez.
-Batı Medeniyeti İslam Medeniyetinin çocuğudur.
Bilginin zevkine varıp okumak o kadar güzel ki. Başlayınca sürüklüyor insanı!
Peygamber (s.a.v.)-iki günü eşit olan zarardadır. -buyuruyor.
Maalesef, Müslümanlar kâfi derecede göz önünde bulundurmadılar.
Müslümanlar bugün hayatlarını uçaklarda, trenlerde, otomobillerde gezmekle geçiriyorlar.
Oysa onların düşünmeleri ve düşünüp fikirlerini geliştirmeleri gerekir.
-Ben burada ilk önce hocalara seslenmek istiyorum. Talebeleri aşağılık duygusundan kurtarmaya çalışsınlar.
Türk milletini aşağılık duygusu, bir kanser gibi kemiriyor.
-En büyük noksanımız, “yaratıcılık” özelliğimizi kaybetmiş olmamızdır.
-İslam Medeniyetinin büyüklüğünü, kendi insanımıza anlatmak batılılara anlatmaktan daha zor.
-Eşim benim için çok mühimdi! Esasında hanımlar insanların hayatında büyük rol oynarlar.
– Bizlere, Züht, Sabır, Allah Korkusu ve Okumayı Tavsiye Ediyor –
-Sezgin, -zamanın kıymetini-çok iyi bilen ve onu çok verimli kullanan bir şahsiyete sahipti.
– [ ] O, sözünde duran ve randevularına zamanında giden bir insandır.
Eseri- GAS-1978 yılında, “asrın en büyük çalışması” olarak kabul edildiğinden ve Fuat Sezgin’e “Kral Faysal Ödülü” verildiğinden. O, bu ödülü finansman olarak kullanır ve bir Vakıf kurar, O vakfın finansmanıyla da 1982 yılında, Esas amacı;
İslam Bilimler Tarihinin, bilimler tarihindeki yerini gerçeğe yakın bir şekilde göstermekti.
Almanya Goethe Üniversitesi’ne bağlı ‘Arap -İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü ve 1983 yılında da ; Müslümanların icat etmiş oldukları, aletleri ortaya çıkararak insanlara tanıtmak , bilinmeyen aletleri gün yüzüne çıkarmak ve bunları müzelerde sergilemek .
İslam bilim aletlerini kitaplardan modeller halinde insanlara tanıtma gayreti ile müzesini kurar.
İlk gayret 1900 yılında, İslam bilim aletlerini modelini yapmaya Alman Fizikçi Eilhard Wiedemann başladı. Ve hayatının 30 yılında,1928 yılına kadar 5 aletin modelini yaptı. Bu modeller Münih ‘in meşhur müzesinde bulunmaktadır.
Bilimler Tarihi, -İnsanlığın müşterek malıdır- fikrini getiriyor. Bunu kitaplarında, kataloğun’ da ispatlıyor. Tekrar tekrar vurgu yapıyor.
Müslümanlar M. 7. Yüzyıldan itibaren bilimleri Yunanlılardan, Hintlilerden aldılar.
İki yüz yıl sonra ise , bu ilk merhaleyi yani başkalarından almayı geride bırakarak, yaratıcı olmaya başladılar.
Bu 800 yıl sürdü.
Miladi 850 yılından itibaren, 16. Yüzyılın sonuna kadar Müslümanlar ilim de mütemadiyen yeni şeyler keşfettiler.
“Bugün Avrupa’daki bilimler, İslam bilimlerinin bir başka coğrafya da, değişik tarihi şartlar içerisindeki devamından ibarettir diye tanımlıyorum”
– Bir Müslüman iyi şartlar içerisinde çok iyi çalışabilirse, çok büyük neticelere varabileceği inancı var bende.
– Onun için milletimden, Türk milletinden, Müslümanlardan böylesi bir davranışa sahip olmalarını isterim.
– Artık Türkler korkak ve taklitçi bir millet olmaktan kurtulmalıdır. Türkler yaratıcı olmalıdır!
-Müslümanlar, kendilerinden evvelki bilimleri geliştirdiler. Bu birincisi.
İkincisi, yeni bilimler kurdular, bugün Avrupa’ da gelişmiş olan yeni bilimlerin kısmen temellerini attılar.
Kimya İlmi Cabir İbn-i Hayyam, kitapları 12. Yüzyılda Avrupa’ ya intikal etti. O’ na -GEBER- diyorlardı.
İbni Sinan’ nın kitabı Şifasının taşlara ayrılan kısmına dair, kitabı, Aristo’nun adıyla yayınlandı. Avrupalılar da kaynak verme mefhumu yoktur.
Mesela hakikaten” İslam tarihçilerinin dünya tarih bilimindeki yeri nedir? Sorusu sorulmuş değildir. bu güne kadar.
Müslümanlar Ecnebi hocalardan öğrendiler, onlarla birlikte çalıştılar, komplekse kapılmadılar, aşağılık duygusu yoktur. Bilgiyi Aristo’ dan alınca Aristo’yu düşman görmediler. Ondan- “Büyük Üstat” diye bahsettiler. Bu tavır bilimin yolunu açtı.
Bilimler tarihi ne zaman başladı. 9.Yüzyılda İlk kitap İbnu-n Nedim’in El Fibnst’ dir. Bilimler tarihinin kurucusu İbnu-n Nedimdir.
“Tıp bütün insanlığın ortak malıdır.”
Bunu 13. Yüzyıl da İbn-i Ebi Useybi söylüyor. Bir Alman tarihçisi naklediyor. Bu çok mühim.
Avrupalılar bu gerçeği görünce tıp tarihinin İslam dünyasından çıktığını da görecekler.
-Amerika ‘yı Kristof Kolomb’ dan önce Müslümanlar keşfetti.
10.Yüzyılda Amerika’ ya girdiler, Bu hususta tarihi kayıtlar var.
Amerika haritasını ilk yapan insanlar 15. Yüzyılda Müslümanlar oldu.
-Bizde umumiyetle İslam’ı din olarak bu geri kalmadan mesul tutarlar. Bunun tamamıyla tarihi bir hakikat olmadığını söylemeyi bir vazife telakki ediyorum. Buna inanıyorum. Bunun altını çizmek gerekiyor.
-9.Yüzyılın başlarında Halife Me’mun yeni bir dünya haritası yazılması, yeni bir coğrafya kitabı yazılması talimatını verdi. Bir şans eseri olarak ,
1983 yılında bu haritayı Topkapı Sarayı’nda bir ansiklopedi içinde buldum. Bu benim bulduğum en önemli vesikadır. Yazmaların peşinde koştuğum için birçok yazma buldum.
İstanbul da açılan Müze ile;
Öncelikle, Türkler mensubu bulundukları medeniyetin ne kadar yüksek olduğunu görecekler.
Benim ilk hedefim bu.
Sonra birçok Müslüman Arap bunu görecek tahmin ediyorum. Birkaç milyon turist bunu görecek. Müslümanlarda bir aşağılık duygusu var.
Avrupa medeniyetini yanlış tanıma var. Oradaki yerini bilememe var. Bu durumu tasfiye etmiş olacağız. Müslümanların içinden, daha ziyade benim milletimin içerisinden bir çok yaratıcı insanın çıkmış olmasını sağlayacaktır. Buna inanıyorum.
-Müslümanların bizzat harita sahasında başarıları, Avrupa oryantalistler benim hocam dahil bilmiyorlardı.
Bugünkü dünya Haritasını, Kültür dünyası İslam Kültür dünyası diyorum.
-Şimdi kitaplarımla müzelerle, ben bir hizmet görme, yeni bir rol verme sevdası peşindeyim.
Onun için ben de hiçbir üzüntü ve o kötü tarihi hiçbir iz kalmadı.
-Türkler de batı dillerine yani dil öğrenmeye karşı bir kompleksi var, bu yıkılmalı. Bunu bertaraf etmek lazım.
Avrupa’da İngilizce konuşmayan bir üniversiteli tasavvur edemezsiniz, ama bizde maalesef dil bilinmiyor dil kompleksi var.
Sonra başka bir şey var maalesef ben ilkokul üçüncü sınıftayken, Türk Mektepleri’nden grameri kaldırdı- babam sarfı Türki öğreteyim sana, o zamanlar gramere, sarf Türki derlerdi. Bugün belki bilimler tarihçisi olabildiysem babamın Sarfı Türki öğretmiş olmasını çok büyük etkisi vardır. Eğer o Alman Ritter’ in ilk derslerini anlayabildiğiysem, belki ben de biraz gramer öğrenmiş olmamın payı vardır.
Türkler’ in gramer bilgileri yok. O yüzden dil öğrenemiyorlar. Bazen iyi konuşuyorlar, fakat yazamıyorlar.
Bu bizim milletimizin önemli problemlerinden biridir.
-Daha evvel oryantalistler hatta son yüzyıllarda Müslümanlar da bütün hadis kitaplarının muhtevasını Şifai olarak kulaktan anlatma yoluyla insanlara ulaştığını zannederlerdi.
Mesela, Buhari’nin kaynaklarının ta birinci yüzyıla kadar yazılı olduğunu inandım. İspat ettim. Doçent tezi olarak da bu konuyu almıştım Almanca olarak.
-Emekli olduktan sonra artık ders vermiyorum. O kadar çok işim var ki müze kuruyorum, bu ciltleri yazıyorum, Enstitünün birçok projeleri var. Bugüne kadar 1400 cilt kitap neşrettik. Bunların hazırlıklarını yapıyorum. Ön sözlerini yazıyorum.
Almanya’daki bu müzenin bir benzeri, 2008 yılında, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından ‘İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ ismiyle, İstanbul Gülhane Parkı’nda açılmıştır.
İslam Bilginlerinin 800 yüz yıllık yaratıcılık keşif devrinde yaratıcılık devrinde yaptığı aletlerin numunelerini ortaya koymak. Bunları ihtiva eden bir müze gerçekleşme fikriydi. İlk hedefim 20 adet yapabilmek diye cevap vermiştim.
Gerçekten de bu 20 aleti ne zaman yapabilirim diye düşünüyordum.
Bugünse 800 aşkın model, bu benim tasarrufu edemeyeceğim bir merhale oldu. Allah’a şükrediyorum bu merhaleye ulaşabildiğimiz için.
Bu müzede İslam bilginlerinin astronomi, coğrafya, gemicilik, zaman ölçümü, geometri, optik, tıp, kimya, mineraloji, fizik, mimari, teknik ve harp tekniği alanlarındaki büyük keşif ve buluşları ile yaptıkları 800’den fazla aletin modelleri sergilenmektedir.
-mesela müzik sahasında Kâtip Çelebi bize Osmanlı çalgılarından 15 aletin bilgisini veriyor.
Evliya Çelebi‘i kaç tane alet tanıtıyor biliyor musunuz tam 77 alet tarif ediyor. Bunları bize İslam Müzik tarihini en iyi bilen İngiliz bilgini anlatıyor.
Evliya Çelebi abidesi dikilecek bir adamdır.
Alman liselerinde üç dil öğreniliyor.
Benim kızım Hilal, lisedeyken Yunanca öğrendi. Latince öğrendi hatta biraz da Rusça öğrendi. Ama sonradan bıraktı bir de İngilizceyi öğrendi. Üç dil biliyor. Almanya’da lisede üç dil öğretiliyor bizde sadece bir dil. Profesör konuşamıyor çok acı bir realite.
-Düşününüz öyle tipler yetişmiş ki İslam Dünyası’nda onları tanımıyoruz Birûni gibi bir insan mesela George Carton, Birûni için beşer tanıdığı en büyük kafadan biri diyor. Daha başka neler var.’
Fuat Sezgin Hoca bizlere, züht, sabır, Allah korkusu ve okumayı tavsiye etmektedir.
Sezgin, İslâm dünyasının değişik yerlerinde verdiği konferans ve katıldığı TV programlarında kendisine, “Bize ne tavsiye edersiniz?” diye yöneltilen sorulara, özet olarak şu tür cevapları verdiğini söylemektedir: “Zahit ve kanaatkâr olun, dünya nimetlerine aşırı derecede kapılmayın. Sabr-ı cemil denilen, güzel sabra sahip olun.
Her türlü söz, hareket ve davranışlarınızda, gerçek anlamda Allah korkusu ile hareket edin.
Daha çok okuyun. Okurken, sakın aklınız başka şeylerde olmasın.”
Bilimlerin, bütün milletlerin katkısının müşterek ürünü ve tüm insanlığın ortak malı olduğunu savunan Sezgin’in en büyük arzusu, “benim milletim” dediği Müslümanların batı karşısındaki aşağılık kompleksinden kurtulmasıdır.
Bunun için Müslümanların, kendilerine olan özgüven problemini çözmeleri gerekir.
Şahsiyeti itibarı ile ciddi bir özgüvene sahip olan Sezgin’in “Bende, bir Müslüman’ın iyi şartlar içerisinde çok iyi çalışması neticesinde önemli başarıları elde edebileceği inancı vardır. Onun için tüm Müslümanlardan, korkak ve taklitçi olmamalarını, özgüvene sahip olmalarını ve dolayısıyla yaratıcı olmalarını diliyorum.” söylemi buna en güzel örnektir. O, batılıların Müslümanların bilime katkılarını görerek, üstünlük duygusundan uzaklaşmalarının gerektiğini de vurgulamaktadır.
Modern Bilimin sadece Batılı kaynaklara dayanmadığını ve İslâm Dünyasının modern bilimi hazırlayan bir karaktere sahip olduğunu bilim âlemine kabul ettiren kişi olan Fuat
Sezgin’in önemli eserleri şunlardır:
1-Astronomy Geography And Navigations İn Islamic Civilization.
2-İslam Uygarlığında Mimari, Geometri, Fizik, Kimya, Tıp Saatler, Optik, Mineraller, Savaş
Tekniği, Antik Objeler.
3-İslam Uygarlığında Astronomi Coğrafya ve Denizcilik.
4-Tanınmayan Büyük Çağ İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi’nden.
5-Amerika Kıtasının Müslüman Denizciler Tarafından Kolomb Öncesi Keşfi ve Piri Reis.
6-1984 Yılından 2011 Yılına Kadar Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü Yayınlarına Yazılan
Avrupa Dillerindeki Önsözler.
7-Buhari’nin Kaynakları.
8-Bilim Tarihi Sohbetleri.
9-İslam Bilim Tarihi Üzerine Konferanslar.
10-İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi (Arapça).
Bu bağlamda İngiltere, Fransa ve İspanya gibi Batı Avrupa ulusları okyanusları aşarak farklı kıtalara egemen oluşlarını bir yayılmacılıktan ziyade coğrafi keşiflerin parçası olarak sunmuşlar ve tarihin gördüğü en geniş çaplı işgal hareketini medeniyetin yayılması olarak yorumlamışlardır.
İngiltere’nin Avusturalya’yı, Fransa’nın kuzey Afrika’yı işgali buraların modern dünyaya entegrasyonu olarak anlatılmıştı.
Avrupa’nın kendi dünya hâkimiyetini yerkürenin medenileşmesi olarak sunmasının temel dayanağı ise bilimsel gelişmeyi kendi medeniyetine has bir özellik olarak göstermesidir.
Bu anlatıya göre Avrupa uluslarının hâkim olmadığı coğrafyalar uygarlığın gerisinde kalmış ve medeniyetin nimetlerinden faydalanamamıştır. Avrupalılara göre kendileri dışında bir uygarlığın bilimsel yenilikler üretmesi ve medeniyeti ilerletmesi mümkün olamazdı, çünkü böyle bir durumda Avrupalıların orada olmasının haklı bir gerekçesi kalmazdı.
Dolayısıyla dünya hâkimiyetlerini gerekçelendirmek isteyen Avrupalılar bilim tarihini kaleme alırken sadece kendi başarılarını öne çıkarmışlar;
İslam, Çin ve Hint medeniyetlerinin katkılarını göz ardı etmişlerdir.
İşte bu noktada Avrupa medeniyetinin dışından bir kimsenin bilim tarihi yazması ve Avrupa dışı medeniyetlerin bilimsel katkılarını gündeme getirmesi sadece Avrupa merkezli tarih yazımına değil Batı emperyalizmine bir meydan okumadır.
Merhum Prof. Dr. Fuat Sezgin Müslümanların bilim tarihine olan katkısını ortaya koyması bu bağlamda hem Avrupa merkezli tarih yazımına, hem de Batı emperyalizmine meydan okumadır.
Fuat Sezgin İslam âlimlerinin bilimsel keşiflerini gündeme taşıyarak Türklerin ve genel olarak
Müslümanların uygarlığı ilerletme becerisine geniş kitlelere göstermiştir.
Böylece kendi tabiriyle “Müslümanların gereksiz yere aşağılık kompleksi içinde yaşamalarına” engel olmaya çalışmıştır.
İslam âlimlerinin geçmiş başarıları tüm insanlığa uygarlığı yükseltme kabiliyetinin Avrupa’nın tekelinde olmadığını bir kez daha hatırlatmaktadır.
Artık Hindistan, Çin, Türkistan ve Ortadoğu gibi kadim medeniyet merkezlerinden bahsetmeden uygarlık tarihinin yazılamayacağı araştırmacılar tarafından kabul edilen bir gerçek halini almıştır. Medeniyetin hiçbir ulus ya da ülkenin tekelinde olmadığı gerçeği Batı emperyalizmini bir uygarlaşma süreci olarak sunulmasını engeller hale gelmiştir.
Bu gerçeğin ortaya çıkmasına ömrünü adayan ve Müslümanlar başta olmak üzere bilimsel katkıları görmezden gelinen kadim medeniyetlere dikkat çeken merhum hocamız Fuat Sezgin’i bir kez daha saygıyla anıyor ve onun aziz hatırasına bu seminerin bilim dünyasını katkı sağlamasını temenni ediyoruz.
-İstanbul Üniversitesi Şarkiyat
Araştırmaları Enstitüsü’nde alanında en tanınmış uzmanlardan olan Alman şarkiyatçı Hellmut Ritter (1892-1971) tarafından verilen bir seminere katıldı. Katıldığı bu seminerden o kadar etkilendi ki, mühendis olma sevdasından vazgeçerek Hellmut Ritter’in talebesi olmaya karar verdi. Sezgin’i, bu kesin kararından ne Hellmut Ritter´in disiplini ne de alanının zorluğu vazgeçiremedi. Hiç zaman kaybetmeden kaydolmak üzere Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’ne gitti ve İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Filolojisi bölümünde lisans eğitimi almaya başladı. Bu esnada yabancı dil muafiyet sınavına ortaokul yıllarında da görmüş olduğu Fransızca’dan girerek muaf tutuldu.
Türkiye İkinci Dünya Savaşına katılmadığı halde bu savaşın etkisi altında kalmıştı. Dönemin şartları sonucu 1943 yılında Türkiye’de üniversite öğretimi askıya alındığında, Ritter öğrencilerine bu uzun arayı değerlendirmelerini ve Arapça öğrenmelerini tavsiye etti. O sırada Fuat Sezgin, İslam âlimi Cerîr et-Taberî’nin Kur’ân-ı Kerîm tefsirini, Türkçe mealini içeren kitaplarla karşılaştırmaya karar verdi. Zor bir dille yazılan tefsiri anlayabilmek için bu zaman zarfında sürekli Arapça çalıştı. Altı ayın sonunda Taberî tefsirinin Arapçasını rahatlıkla okuyabiliyordu.
Hellmut Ritter, İslam düşünürü Ebû Hamid el-Gazâlî’nin İhyâu’l Ulûmi´d-Dîn kitabını okuması için Fuat Sezgin’in önüne koyduğunda, öğrencisinin bunu kolayca başarabilmesine çok memnun oldu. Dil öğrenmede büyük yeteneğe sahip olan Fuat Sezgin’in beş dile aynı anda başlayarak her yıl yeni bir dil öğrenmesini tavsiye etti. Sezgin de ileri yaşlarına kadar bu yüksek çalışma temposunu devam ettirdi. olan Carl Brockelmann´ın eseri (Arap Edebiyatı Tarihi) okuduktan sonra bu eserin bazı eksikliklerini fark etti ve tamamlanması gerektiği kanaatine vardı.
Nitekim hocası Ritter de bu hususta ona hak veriyordu. Henüz öğrenci iken araştırma yapacağı konular hakkında kaynak toplamaya başlamıştı.
Fuat Sezgin 1947 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Filolojisi’nden lisans öğrenimini tamamlayarak mezun oldu.
28 Şubat 1953 tarihinde İstanbul’da Zeki Veli Togan’ın başkanı olduğu Umumi Türk Tarihi Kürsüsü’nde asistan olarak vazifeye başladı.
Fuat Sezgin, doktora tezi için araştırmalarını sürdürdüğü sırada, Buhârî’nin hadis kitabından bazı yer-
lerin Mecâz’ul-Kur’ân’dan alındığını fark etti.
Buhârî’nin yazılı kaynakları kullanmış olması, hadis derlemelerinin sadece sözlü geleneğe dayandığına dair önceki
tezlerin yanlış olduğunu kanıtladı.
Bir taraftan asistanlık görevini yürütürken, diğer taraftan da doçentlik tezi olarak aldığı- Buhari Tefsirinin Yazılı Kaynakları- konusuyla ilgili materyal toplamakla meşgul oldu.
Fuat Sezgin Buhârî’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar adındaki doçentlik tezini 1956 yılında yayımladı.
1957 yılında merkezi Almanya´da olan ve tüm dünyadaki bilim insanlarını destekleyen Alexander von Humboldt Vakfı bursunu kazandı. Bu burstan faydalanarak ilmî incelemelerde bulunmak ve Almancasını ilerletmek için 1957-58 yılları arasında Almanya’da bulundu.
Öğrencilik yıllarından beri Carl Brockelmann´ın eseri Geschichte der Arabischen Litteratur’u geliştirme niyetiyle kaynak toplamaya başlayan Sezgin, yaptığı araştırmalar sonucu bilimin başlangıcından bugüne kadar sahasında yazılan en kapsamlı eser olan Arap-İslam Bilimler Tarihi’nin (Geschichte des Arabischen Schrifttums) ilk cildini 1967 yılında yayımladı. 17 ciltten oluşan bu kapsamlı eserin muhtelif ciltlerinde bulunan konulardan bazıları şöyledir:
Kur’an ilimleri, hadis ilimleri, tarih, fıkıh, kelam, tasavvuf, şiir, tıp, farmakoloji, zooloji, veterinerlik,
simya, kimya, botanik, ziraat, matematik, astronomi, astroloji, meteoroloji ve ilgili alanlar, dilbilgisi, matematiksel coğrafya ve haritacılık.
Fuat Sezgin o dönemde İstanbul’da bulunan Hocası Ritter’in uzman gözüyle GAS‘yi değerlendirmesi için birinci cildin bir kopyasını gönderdiğinde, tecrübeli şarkiyatçı “böyle bir çalışmayı daha önce kimsenin yapamadığını ve bundan sonra da hiç kimsenin yapamayacağını” ifade ederek,öğrencisini tebrik etti.
1978 yılında Kral Faysal İslamî İlimler Ödülü’ne lâyık görülen Fuat Sezgin, bu ödül kendisine takdim edildiğinde, verilen bu desteği değerlendirerek 1982 yılında Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi’ne bağlı olan Institutfür Geschichte der Arabisch-Islamischen Wissenschaften´ı (Arap-İslam Bilimler Tarihi Enstitüsü) kurdu.
Alman fizikçi Eilhard Wiedemann 1900 yılında İslam bilim tarihi eserlerinde bulunan aletleri tanıtmak amacıyla aslına uygun olarak modellemeye başlamıştı.
1928 yılına kadar, hayatının yaklaşık 30 yılında sadece beş aletin modelini yapmayı başarmıştır.
Prof. Dr. Fuat Sezgin “Acaba 30 aleti yapmayı başarabilir miyim?”,
“Bir müze olmasa bile bir odayı doldurabilir miyim?” düşüncesi ile çalışmalara başladı.
Frankfurt’ta kurduğu İslam Bilim Tarihi Müzesi’nde 700’den fazla aleti modelleyerek hayal ettiğinin çok ötesinde bir başarıya imza attı.
Aynı binada hayatı boyunca dünyanın her yerinden büyük bir özen ve çabayla bir araya getirdiği 45.000 ciltlik kitabı ihtiva eden Bilimler Tarihi Kütüphanesi bulunmaktaydı.
Prof. Dr. Fuat Sezgin, Almanya’da kurduğu İslam Bilim Tarihi Müzesi’nin bir benzerini kendi vatanında, İstanbul’da kurmaya karar verdi.
Hedefi, Türklerin kendi medeniyetlerinin bu olağanüstü başarılarını ve Müslüman bilim insanlarının ilimler tarihine katkılarını daha somut bir şekilde görmelerini sağlamaktı.
Türkiye’ye dönerek müzenin hazırlıklarına başladı. Fuat Sezgin’in kendi ülkesinde, kendi milleti için sarf ettiği bu çaba ve emekleri neticesinde yıllardır hayalini kurduğu İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin açılışı 25 Mayıs 2008 tarihinde gerçekleşti.
Açılışını dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan yaptı.
İstanbul’da Gülhane Parkı içerisinde bulunan müze yaklaşık 600 eser ihtiva etmektedir.
İslam bilim tarihi alanında kurulan bu iki müze, bilim tarihinin değişik disiplinlerdeki evrimini, Müslüman bilim insanlarının yüzyıllar boyu insanlığa armağan ettiği icat ve keşiflerini kapsamlı şekilde sunarak kendi sahasında büyük bir yenilik arz etmektedir.
Bu müzelerdeki aletleri tanıtıcı mahiyette Prof. Dr. Fuat Sezgin tarafından yazılmış 5 ciltlik İslam’da Bilim ve Teknik adlı katalog eser bulunmaktadır.
Müze kataloğu olarak böyle kapsamlı ve bütüncül bir eser bugüne kadar ilk kez yazılmıştır. Türkçe, İngilizce, Almanca, Arapça İspanyolca ve Fransızca olarak 6 dilde yayınlanmıştır.
Müzenin faaliyetlerini desteklemek amacıyla 2010 yılında Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı kuruldu.
Ayrıca yine Fuat Sezgin’in öncülüğüyle 2013 yılında Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde lisans, yüksek lisans ve doktora alanlarında eğitim veren Bilim Tarihi Bölümü açıldı.
Fuat Sezgin’in bilim tarihi alanında Türkiye’ye yaptığı son büyük hizmet,
Prof. Dr. Fuat Sezgin ve Dr. Ursula Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi’ni kurmak oldu.
Fuat Sezgin’in bütün bu çalışmaları sırasında Dr. Ursula Sezgin de eşine daima destek verdi. 2017 yılında Gülhane Parkı içerisinde kurulan kütüphanede yaklaşık 27.000 kitap bulunmaktadır.
Kütüphanedeki envanteri çıkarılan kitapların çalışmalarını yakından takip eden Fuat Sezgin, bu çalışmada yer alan Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Bilim Tarihi Bölümü talebelerini sık sık ziyaret ederdi.
Prof. Dr. Mehmet Fuat Sezgin son yıllarını geçirdiği ve çalışmalarını sürdürdüğü İstanbul’da 30 Haziran 2018 tarihinde hayata veda etmiştir.
Eşine az rastlanan azim ve beşerî gücün sınırlarını zorlayan çalışkanlıkla geçirdiği ömrünü ilme adamış, geriye çok kıymetli eserlerini ve düşüncelerini bırakmıştır.
Fuat Sezgin İslam bilim ve düşünce tarihi üzerine çalışan ilim erbabı tarafından ilgiyle takip edilip eserlerinden faydalanılan, alanında önemli bir yere sahip müstesna bir değerdi.
MTO Kurucusu, Biricik Saygıdeğer Prof. Dr. Yusuf Kaplan Hocamızın işaret ettiği;
Medeniyet Tasavvuru Okulu’nın aslî gâyesi akıl, kalp ve ruhu aynı anda harekete geçirerek, çağ açan, çağ aşan ve çağrısı çağını kuran, 10 yılda 100 yılın tohumlarını ekmektir.
Bu yolda, Yusuf Kaplan’ın Fussilet Sûresi 53. âyete dayandırdığı Hz. Mevlânâ’nın pergel metaforu Medeniyet Tasavvuru Okulu’nun nişangâhıdır. Pergelin sabit ayağı kendi kadîm medeniyetimize sabitlenecek, hareketli ayağı ise dünyaya ve başka dünyalara açılacaktır.
Mübarek vatanımız Türkiye’miz de 81 Vilayet de, 60 aşan Ülke de 58 bin Medeniyet Tasavvuru Okulu (MTO)biricik Talebesi var .
MTO Talebesi içinde inşallah yeni Bilimler Tarihi Dostu, Alim. Arif, Hakim şahsiyetler çıkacaktır.
Dualarımızdasınız.
Yeni Türkiye Yüzyılın da,“
“Fuat Sezgin bizim bizim bin yılımızı kurdu gitti.
Bizim yeni Fuat Sezginleri yetiştirecek tohumları ekmemiz lazım.
On yılda yüzyılın tohumlarını ekmek zorundayız.
Avrupa da yeni Fuat Sezginler yetiştirmemiz lazım.”
Değerli Dostlar;
Allah (C.C.) emanet olunuz.
Kalın sağlıcakla.
30 Haziran 2026
Adnan Yılmaz
MTO Talebesi-Ankara
Kardeşiniz.





