Dolar 18,6341
Euro 19,5019
Altın 1.060,16
BİST 5.000,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sivas 9 °C
Az Bulutlu

Bayram Zengin’den 4688 SAYILI KANUNUN 21 YILDÖNÜMÜNDE SENDİKAL HAKLAR MÜCADELESİNİN İBRET VERİCİ KISA ÖZETİ

27.06.2022
57
A+
A-
Bayram Zengin’den 4688 SAYILI KANUNUN 21 YILDÖNÜMÜNDE SENDİKAL HAKLAR MÜCADELESİNİN İBRET VERİCİ KISA ÖZETİ

4688 SAYILI KANUNUN 21 YILDÖNÜMÜNDE SENDİKAL HAKLAR MÜCADELESİNİN İBRET VERİCİ KISA ÖZETİ

BASK Eski Genel Başkanı , Bağımsız Yapı İmar Sen Genel Başkanı Duayen sendikacı Bayram Zengin’in 2000 yılında Ankara’da basılan “Memur Sendikacılarına Notlar” adlı kitabının bir özetidir.

Kayda değer o kadar çok husus var ki .

Memurların sendikal haklara  kavuşmasının nasıl mümkün olduğu , çıkarılan kanunlarını yeterli olup –olmadığı…

İlgiyle okuyalım.

–  1961 VE 1982 ANAYASALARI

–  DEVLET PERSONELİ SENDİKALARI KANUNUNDAN KAMU GÖREVLİLERİ SENDİKALARI KANUNUNA

–  RESUL AKAY VE ARKADAŞLARININ MÜCADELESİ VE BAŞARISI

–  GREV VE TOPLU SÖZLEŞME HAKKI NE ZAMAN?

–  CUMHURİYETİN 100. YILINDA GREV VE GERÇEK TOPLU SÖZLEŞME HAKKININI İÇEREN BİR YASA BEKLİYORUZ

25 Haziran 2022, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları (ve Toplu Sözleşme) Kanununun TBMM’de kabul edilmesinin 21. yıl dönümü.

Bayram Zengin şunları söyledi: “ Yıldönümünde sendikalardan ve konfederasyonlardan hatırlayan olmadı. Zaten “ Namazda gözü olmayanların ezanda kulağı olmaz” ya, memur sendikacılığı mücadelesinde de aynen öyle olmuştur. Bu nedenle konu ile ilgili kısa bir hatırlatma ve bilgilendirme yapmak istiyorum.

O günleri ve öncesinde verilen mücadelelerin canlı tanıklarının sendikalardan cebren ve hile ile nasıl uzaklaştırıldıklarını, bugün aslan kesilenlerin o gülerde nasıl köşe bucak kaçtıklarını, mücadele edenleri nasıl ispiyonladıklarını ve sendikaların nasıl siyasallaştı(rıldı)ğını, nasıl yandaş veya arka bahçe haline geldiğini/getirildiğini tarih bir gün mutlaka yazacaktır.

Bu vesile ile Türkiye’de Memur Sendikacılığı Hareketinin yasal konum tarihine kısa bir gezinti yapmak istiyorum:

 

1961 ANAYASINDA MEMURLARA SENDİKA HAKKI

Memurların (kamu görevlileri demek daha doğru olur) sendikal hakları ilk kez 1961 Anayasasının 46 ncı maddesinde yer aldı: “Çalışanlar ve işverenler,  önceden izin almaksızın,  sendikalar ve sendika birlikleri kurma,  bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler.”

O zamanlar çok doğru bir yaklaşımla, Anayasa metninde işçiler ve memurlar değil, ikisini birden ifade eden “çalışanlar” kavramı kullanılmıştı.

Bu düzenlemeye paralel olarak 8 Haziran 1965 tarihinde 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu TBMM’de kabul edildi.

Bu Kanun sadece örgütlenme hakkını kısıtlamalarla ve dernekler yasasını andırır bir şekilde düzenlemişti. Grev, toplu görüşme/sözleşme v.b. haklar yoktu.

Buna paralel olarak 657 sayılı Kanunda da sendika hakkına yer verildi.

Memurlar 1965’ten itibaren 1971 yılına kadar 658 sendika kurdular.

Sendikaların çokluğu, bugün de olduğu gibi, örgütlenme yaygınlığından ziyade o zaman da siyasal amaçlı bölünmelerden kaynaklanıyordu.

12 MART 1971 MUHTIRASI: MEMUR SENDİKALARINA KAPATMA

12 Mart 1971 Muhtırasının ilk işlerinden biri; Anayasadaki “çalışanlar ve işverenler” ifadesini “işçiler ve işverenler” şeklinde değiştirmek oldu.

624 sayılı Kanunla kurulan sendikaların faaliyetlerine son veridi.

657 sayılı Kanunda sendikalarla ilgili madde de yürürlükten kaldırıldı.

Siyasi sendikalar yerini siyasi derneklere bıraktı,

Dönemin siyasal uçlarını temsil edenlerden sol kesim Tüm’lü,  Der’li; ülkücü kesim de Ülkü’lü Bir’li vb. derneklerini oluşturdu.  Ülke genelinde ilçelere varıncaya kadar şubeler açıldı.

Bu dernekler hak arama yerine siyasal dayanışmayı ön plana çıkardılar.  Siyasi iktidarların yapısına göre sürgünler,  kıyımlar,  hukuk dışı görevden alınmalar ve uzaklaştırmalar veya bunun tersi olarak göreve getirilmeler vb birbirini kovaladı.

Ardından 12 Eylül Darbesi oldu.

Bu dernekler de kapatıldı.

 

12 EYLÜL DARBESİNDEN SONRA

Darbeden sonra yapılan Anayasada sendika hakkı “işçilere ve işverenlere” tanındı.

Memurlar ancak 1980’lerin sonlarına doğru sendikal hak talebinde bulunmaya ve sendikal örgütlerini kurmaya başladılar.

Ortada Anayasal ve yasal bir hak yoktu. Kimi bilim insanlarının Türkiye’nin onayladığı uluslararası sözleşme hükümlerini gerekçe göstermeleri işe yaramadı.

Örneğin 28 Şubat 1992 tarihinde İçişleri Bakanlığınca yayınlanan ve kamuoyunda ‘Vecdi Gönül Genelgesi’ olarak bilinen Müsteşar imzalı bir genelge ile ’memurların sendika kurmaları ve sendikal faaliyetle bulunmaları(nın) mümkün görülmediği’ valiliklere duyuruldu.

Bir süre sonra Başbakanın yurtdışında olduğu bir sırada ona vekalet eden Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü imzasıyla 15 Haziran 1993’te yayınlanan 1993/15 sayılı bir Başbakanlık Genelgesi ile sendikaların ‘kuruluş ve faaliyetlerine idarenin müdahale etmemesi esasının benimsendiği’ belirtildi ama baskılar,  mahkemeler, cezalar ve sürgünler sürüp gitti.

Bu arada memur sendikacılığında önemli köşe taşları olacak kısa adı ILO olan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 87 Sayılı Sendika Özgürlüğüne ve Örgütlenme Hakkının Korunmasına İlişkin Sözleşmesi ile 151 Sayılı Kamu Hizmetinde Örgütlenme Hakkının Korunmasına ve İstihdam Koşullarının Belirlenmesi Yöntemlerine İlişkin Sözleşmesi 1992 sonlarında TBMM’nce uygun bulunarak onaylandı.

 

ANAYASADA 1995 DEĞİŞİKLİKLERİ VE MEMUR SENDİKALARINA GECİT

Derken 1995 yılında yapılan Anayasa değişikliklerinde Anayasanı 53 üncü maddesine eklenen bir fıkra ile memurlara “sendikalar ve üst kuruluşları kurma,  sendikalara üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilme ve idareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme yapma” hakkı tanındı.

Anılan düzenleme şu şekilde yapılmıştı:

“128 inci maddenin ilk fıkrası kapsamına giren kamu görevlilerinin kanunla kendi aralarında kurmalarına cevaz verilecek olan ve bu maddenin birinci ve ikinci fıkraları ile 54 üncü madde hükümlerine tabi olmayan sendikalar ve üst kuruluşları, üyeleri adına yargı mercilerine başvurabilir ve İdareyle amaçları doğrultusunda toplu görüşme yapabilirler. Toplu görüşme sonunda anlaşmaya varılırsa düzenlenecek mutabakat metni taraflarca imzalanır. Bu mutabakat metni, uygun idari veya kanuni düzenlemenin yapılabilmesi için Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Toplu görüşme sonunda mutabakat metni imzalanmamışsa anlaşma ve anlaşmazlık noktaları da taraflarca imzalanacak bir tutanakla Bakanlar Kurulunun takdirine sunulur. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usuller kanunla düzenlenir.”

Madde metninden açıkça anlaşılacağı gibi bu hakkın kullanılabilmesi için Kanun çıkarılması gerekiyordu.

Memurlara sendika hakkı tanınmasından korkanlar da vardı. Örneğin TİSK’in raporunda şu satırlar ilginçtir:

“Kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının,  2821 sayılı Yasaya göre kurulmuş olan işçi sendika ve konfederasyonları ile ortak hareket etmeleri,  dayanışma içinde olmaları,  yaptıkları greve destek vermeleri,  mali yardımda bulunmaları ve mali yardım almaları da önlenmelidir.”

Bu arada siyasi kulvarlara uygun şekilde kurulan sendikalar da konfederasyonlaşmıştı. Türkiye Kamu-Sen, KESK, Memur-Sen ve Demokrat Kamu-İş kurulmuştu.

Peşpeşe kurulan koalisyon hükumetlerinin programlarında memur sendika kanununa olan ihtiyaç yer almaya başladı.

Anayol-D Hükümeti 17 Haziran 1997 tarihli 4275 sayılı Kanunla 657 sayılı Kanunda değişiklik yapılarak memurlara sendika ve üst kuruluşlar kurabilme ve bunlara üye olma hakkı tanındı.

 

KANUN TASARISI HÜKUMETİN GÜNDEMİNDE

Dönemin Hükumetinin Koalisyon Liderleri (Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk) memur sendikaları kanununu öncelikli tasarılar arasına aldı. Hazırlanan tasarı Meclise sunuldu, süratle komisyonlardan geçti ve genel kurul gündemin alındı.

Dönemin Resul Akay liderliğindeki Türkiye Kamu-Sen Konfederasyonu, Kanunun çıkarılması için tüm gücünü kullanıyor, yaptığı girişim ve Türkiye genelinde gerçekleştirdiği etkinliklerle Hükumet ve siyasi partileri bunaltıyordu.

 

CHP’NİN ŞANTAJI

Bu arada tasarıya karşı olanlar da çeşitli eylemlere girişmişti. Mecliste CHP ve FP, Meclis dışında KESK illegal grupların desteği ile eylem yapmaktaydı. Memur-Sen’in ise adını bilen yoktu ama o da tasarıya karşıydı.

Hükumetin gönderdiği Kanun Tasarısı 4 Mart 1998 tarihinde Meclis gündemine alınarak görüşülmeye başlandı. Zor şartlar altında başlayan görüşmelerde 23 maddesi kabul edildiği halde 26 Mart 1998 tarihinde Deniz Baykal liderliğindeki CHP’nin Hükumete verilen dış desteğin kesilmesi tehdidi ile Kanunun görüşülmesine ara verildi. Erken seçimler ile de kadük oldu.

 

  1. HÜKUMET DÖNEMİNDE SİL BAŞTAN

18 Nisan 1999 seçimlerinden sonra kurulan ve DSP-MHP-ANAP’tan oluşan ANASOL-M Hükumeti döneminde talepler yenilendi.

Yine tasarılar havada uçuştu. Öyle ki Mart 2000 tarihinde Plan ve Bütçe Komisyonu gündeminde tam 42 Kanun Teklifi vardı. Kurban Bayramı nedeniyle görüşmelere ara verildi. Oyalamalar devam etti.

Kanunun çıkması için olağanüstü çaba gösteren Resul Akay radikal bir karar aldı ve 21 Ekim 2000 tarihinde Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan’ın seçim bölgesi olan Yalova’dan Ankara’ya yürüyüş başlattı. 29 gün süren 459 km’lik yürüyüş 18 Kasım 2000 tarihinde Ankara-Kızılay mitingi ile son buldu.

Yürüyüş etkisini kamuoyunda göstermekte gecikmedi. Bir yandan  Hükumet ve siyasi partilerin oyalamaları devam etti diğer yandan Kanun Tasarısının görüşülerek kabul edilmesi için Resul Akay ve  arkadaşlarının olağanüstü çabaları, eylem ve etkinlikleri  ardı arkası kesilmeksizin sürdü.

Nihayet 25 Haziran 2001 tarihinde Tasarı TBMM Genel Kurulunda görüşülmeye başlandı.

 

FP KAPATILINCA TASARI KANUNLAŞTI

Tek tehlike, ikide bir yoklama isteyecek muhalefet partilerinin varlığı idi.

Muhalefet partilerinden DYP ikna edilmişti, geriye Fazilet Partisi (FP) kalmıştı. CHP baraja takılmış Meclise girememişti.

İlginçtir; FP Anayasa Mahkemesince kapatılınca, FP’li milletvekilleri 25 Haziran 2001 günü Meclis görüşmelerini boykot etmişti.

Böylece, Tasarı aleyhinde konuşacak, oylama isteyip görüşmeleri önleyecek kimse kalmamıştı.

Aynı gün gece yarısına doğru Tasarı “4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu” adıyla Kanunlaşmıştı.

4688 sayılı Kanunun kabul edilmesine kadar; dönemin Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Resul Akay ve arkadaşlarının destansı çalışmalarına borçlu olduğunu teslim etmek gerekir.

Şu hususu da ilave etmek gerekir: Memurların örgütlü gücünün ne anlama geldiğini erken fark eden ve TİSK’in yukarıda zikredilen korkusunu yaşamak istemeyen siyasi partiler Resul Akay ve arkadaşlarını cebir ve şiddet de kullanarak sendikal hayattan tasfiye etmede ve sendikaları zaptu rapt altına almada gecikmediler.

Memur sendikacılık hareketi yandaş sendikacılığa, arka bahçe sendikacılığına dönüştürüldü.

Arka bahçesi olan siyasi partilere fazla haksızlık etmeden, arka bahçelere gönüllü doluşanların da gelinen noktada günahlarını da hatırlatmak yerinde olur.

 

KESK GENEL BAŞKANININ PİŞMANLIĞI

Burada bir anekdotu zikrederek, tüm eksiklik ve aksaklıklarına rağmen 4688 sayılı Yasanın önemini vurgulamak gerekir. 2003 yılı toplu görüşmelerinde, KESK Genel Başkanı Sami Evren’in, “Aşağı yukarı 90’lı yıllarda başlayan toplumsal hareketlilik, iki yıl önce hükümetlerle masaya oturabilecek duruma geldik.  Bu bizim için önemli bir kazanım. Çünkü bugüne kadar resmi olarak muhatap  alınmıyorduk”  itirafı, 4688 sayılı Yasanın ve onun çıkarılmasında emeği geçenlerin haklarının teslimi niteliğindedir.

Oysa KESK, bu Kanunun çıkmaması için Kızılay’da iki gün ve bir gece eylem yaparak gaz bombası yemeyi göze almış ve çıkmaması için her yolu denemişti. Eğer başarılı olabilselerdi, ne bugün Kanun çıkmış olacaktı, ne sendikalar Hükümetle masaya oturabilme hakkına sahip olabilecek, ne de KESK genel başkanı Hükümet tarafından muhatap kabul edilebilecekti.

 

ANAYASADA YENİ DEĞİŞİKLİK

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan Anayasa referandumu (halkoylaması) ile Anayasanın 53 üncü maddesinin memurlarla ilgili fıkraları şu şekilde değiştirildi:

“Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, malî ve sosyal haklara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.

“Memurlar ve diğer kamu görevlileri, toplu sözleşme yapma hakkına sahiptirler.

Toplu sözleşme yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde taraflar Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvurabilir. Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararları kesindir ve toplu sözleşme hükmündedir.

Toplu sözleşme hakkının kapsamı, istisnaları, toplu sözleşmeden yararlanacaklar, toplu sözleşmenin yapılma şekli, usulü ve yürürlüğü, toplu sözleşme hükümlerinin emeklilere yansıtılması, Kamu Görevlileri Hakem Kurulunun teşkili, çalışma usul ve esasları ile diğer hususlar kanunla düzenlenir.”

 

4688 SAYILI KANUNDA DEĞİŞİKLİKLER

Daha sonra 4688 sayılı Kanun üzerinde 2004, 2006, 2007, 2008, 2012, 2016,  2018 tarihlerinde gerek Kanunlar ve KHK’lar gerekse Anayasa Mahkemesi Kararlarına göre gerçekleştirilen değişiklikler, 4688 sayılı Kanunun özünde esaslı değişiklikler değildir.

Kanunun adının “Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu” olarak değiştirilmesi, memurlara işçilerde olduğu gibi gerçek bir toplu sözleşme hakkı tanımamıştı.

Memur sendikalarının gerçek bir grev ve toplu sözleşme hakkı içeren Kanun için Kanunun kabul edilmesinin 21. Yıl dönümünde hala hareketsiz kalmaları kabul edilebilecek bir durum değildir.

Sorun sendikaların siyasi yandaşlığı kabul etmelerinden kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle siyasi sendikaların, yandaş sendikaların etkisizleştirilmeleri, çalışma hayatından çıkarılmaları gerekir.

Bu da ancak bağımsız sendikaların toplu pazarlık masasına oturmaları ile mümkündür.

Cumhuriyetin 100. Yıldönümüne sayılı aylar kala kamu görevlileri grev ve toplu sözleşme hakkına bin önce kavuşmalıdır.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.