Site rengi

Tasarım

ALTIN 449,54
DOLAR 7,8187
EURO 9,3602
BIST 1.329
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Sivas 10 °C
Az Bulutlu

Zamanımız var mı?

20.10.2020
40
A+
A-

ZAMANIMIZ VAR MI? 

İnsanlara biraz uzaktan, dışarıdan bakmayı, onları izlemeyi deneyin. Her yaştaki insanları, her meslekteki, her ekonomik ve eğitim düzeyindeki insanları gözleyin. Zamanınız ne kadarsa, siz yeter deyinceye kadar gözleyin.

Ayrıcalıksız hepsinin telaş içinde, fakat bir amaç için oradan oraya koşuşturduklarını fark edersiniz. Koşuşturma sözün gelişidir, koşuşturmak gerekli ve zorunlu değildir; sürekli hareket/devinim vardır. Büyük kentlerde insanları gözlediğinizde koşuşturma daha belirlidir, daha hızlıdır. Bunu küçük yerleşim yerlerinde pek fark edemeyebilirsiniz.

İSTENEN PARAGRAFTAN SONRA ÇIKAN REKLAM ALANI - 1

Nedendir bu koşuşturma, ne zamana kadar?

Koşuşturma zamanı yakalamak, geçip gitmesini önlemek için midir? Zaman konusu herkesin zihninde aynı olan bir kavram değildir. Bazı insanlar hiç düşünmeden “geçtiğimiz yıl”, “geçtiğimiz hafta” gibi anlatımlar kullanır; sanki zaman duran bir nesneymiş de, biz üzerinden geçip gidiyormuşuz gibi. Oysa gerçek tam tersidir, biz olduğumuz yerdeyizdir, zaman geçip gider; hem de korkunç bir hızla geçip gider. Ne yaparsak yapalım, zamanı durduramayız ve onun hızına yetişip yakalayamayız. O halde, koşuşturmanın amacı nedir?

Koşuşturmanın amacı, genel olarak önce bir canlı olmakla, sonra bir insan olmakla, daha sonra da toplumsal bir varlık olmakla ilgilidir.

İnsanlar sürekli koşuşturma içindedirler, çünkü canlı kalmaları ve bunu sürdürmeleri için oksijen-yiyecek-içecek gibi zorunlu gereksinmelerini karşılamalıdırlar. Bunlar sürekli karşılanmalıdır, sonra insan ve toplumsal bir varlık olarak rol ve sorumluluklarını da yerine getirmek zorundadırlar.

Koşuşturma ne zamana kadar sürecektir? Bu sorunun yanıtı basittir, “ölünceye kadar”. Gördüğünüz gibi, bir anda yaşamın sonuna geldik; zaman işte bu kadar hızlı geçmektedir. Son anlara gelmeden, o zamana kadar koşuşturan insanlara şöyle uzaktan kısaca bakalım.

Toplumumuzda insanların amaçları, en genel anlamda barınma ve beslenmeyle ilgilidir. “El alem etkeni” toplumumuzdaki bireyler başkaları için davranıyorlarmış ve koşturuyorlarmış gibi izlenim yaratır. Koşuşturmalarının görünür amaçları bunlar gibidir. Oysa insanların öğrenme, yargılama, kavrama, yorumlama gibi gelişmiş beyin işlevleri, insanların koşuşturma ile de bir şeyler öğrenmelerini, olgunlaşmalarını sağlar. Nelerdir bunlar?

İnsanlar yaşamları boyunca yaptıkları/yapmadıkları ile yaşamın anlamını, başarıyı, düş kırıklığını, insanların iki yüzlü değil çok yüzlü olduğunu, ihanetleri, hırsları, kifayetsiz muhterisleri … görür, tanır, karşı koyar veya boyun eğer …

İnsanlar olumlu ve olumsuz, tüm yaşadıklarından sonuç çıkarabilirler ve bu sonuçlardan yararlanabilirlerse, olgunlaşırlar. E. H. Erikson’a göre, bu durum insanların yaşam boyu yaşadıklarından çıkardıklarının da katkısıyla, son dönemde kazandıkları bir erdem olan “bilgelik”le anlatım bulur.

Bilgelik okulla, diplomayla ilgili değildir; yaşananları anlama, kavrama, sindirme, çözümleme ile bunlardan ders çıkarma, gerçeği zihinsel süreçlerle özümseme, öze ulaşmadır. Örneğin, F. Baykurt’un Irazca Anası, Uluguş Ninesi okuryazar değillerdir, fakat bilge insanlardır. Dünya edebiyatından da çok çeşitli örnekler verilebilir, M. Gorki’nin Anası, P. S. Buck’ın Anası gibi.

Tüm insanların belli bir yaşa gelmeleri, birçok olay yaşamaları onları bilgeliğe ulaştırmaz. Yaşlanan herkesin bilge olması da beklenmez. Herkes aklını uygun ve yeterli biçimde kullanamayabilir, yansız ve özgür değerlendirme yapamayabilir; yorumları dış etkenlerden etkilenebilir.

Bilge insanlar olayları daha nesnel, daha doğru, daha derinlikli, daha anlamlı değerlendirir; çevrelerindeki insanlara yol gösterirler. Daha önceki yıllarda yaşlarının ve konumlarının gerektirdiği gibi yaşamışlardır. Bunu yapabilmek kolay gibi görünse de, insanların tümüne yakını bunu başarmakta yetersiz kalırlar. İşte, bilgeliği kazanmak hem çok güç, hem de çok doğaldır; zorlayarak kazanılacak bir erdem değildir.

Yaşamının sonuna yaklaşan insanların cümlelerinin başında en çok kullandıkları, bilgelerin ise hiç kullanmadığı sözcük “keşke”dir. Keşkeler bizim yaşamımızın ne kadar doğru ve doyumlu veya tam tersi olduğunu özetler. Acaba keşke ile başlamayan cümleler kurmaya zamanımız var mı? ( Devam edecek)

 

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.